Yazarlar Makale Listesi
Mülazım Bey

İki gün önceydi...
Sabahtan hasta bakarken cep telefonum çaldı. Baktım ki, arkadaşlarımdan birisiydi arayan... Sesi durgun, tedirgin, zayıftı... Vardı bir şey, ama ne !!!... Nasılsın, iyi misin, klişelerinin ardında birşeyler saklıydı, sanki...
-Abi, ben devlet hastanesindeyim.... Haber vereyim dedim. Artık Mülazım abimiz yok... Az önce onu kaybettik... dedi...
Telefona bakmışım, şöyle...Doğru mu duydum, dercesine... Kelime bulamıyordum söyleyecek...
-Doktor bey, iyi misiniz, diyen hastamın sesiyle kendime geldim.
İyi olmak mı !?!?!
Evet iyi olmak nefes alıp vermekse, iyiydim. Ama yüreğim yanıyordu. Ağlamak istedim, olmadı.
Aynı yaştaydık ama bir kaç ay büyüktü diye ben ona abi derdim. Ne zaman görse, hemen sarılırdı, yürekten. Çarşıda erkek giyim üzerine mağazası vardı. Ne zaman uğrasam, koluma girerdi. Çay içmeye giderdik. En son limonata içmiştik, sanırım. Tarihi dokunun içinde kalmış ufacık bir şadırvan kenarında oturmuştuk.
Sohbet etmeyi, sıkıntıyı almayı gayet güzel başarırdı.
Arkadaştan öteye, tam bir dosttu. Hani şu, “insanın sırtından yükü alıp engin denizlere atan” dostlardandı.
Ben bir şeyden dertlensem, hissederdim ki onda da benzeri vardı. Ama o dertlerden etkilenmeden sıyrılmasını bilirdi.
Her şeyle, herkesle barışıktı. Aslında kendisiyle barışıktı.
Gerçekten severdi. Sevgisini gösterirdi.
Adamın gözünün içine bakarak konuşur ve dinlerdi. Saklayamazdım, ondan sıkıntımı... Yine kararmışsın, derdi, soran gözlerle... Gülerek baktığı için hemen gevşerdim... Kirli çamaşır çuvalımı açardım, çekinmeden... Anlatırdım... Rahatlardım.
Kızdı mı kızardı. Ama nala değil mıha vurmayı başarırdı, kızarken...
Ahh ! Hep sigara içerdi...
-İçmesen şunu, derdim.
-Ben içiyorum, içerim, derdi... Çaresiz kalırdım... Her şey karşısına güçlüydü de şu sigaraya karşı güçsüzdü, işte...
Biliyor musunuz ? Daha iki ay bile olmamıştı. Yine bir hafta sonu onun dükkanının önündeydik. Bu sefer onun cep telefonu çalmıştı. Fark etmiştim. Rengi kararmıştı. Bana,
-Çabuk koş, Hayat Hastanesine gidelim, demişti. Sorgusuz onunla koşmaya başlamıştım. Özel hastane hemen yan caddedeydi, zaten. Yolda nefes nefese anlatmıştı.
-Tolga beyin babası fenalaşmış. Hastanede uğraşıyorlarmış. Sanırım vefat etmiş, diyerek... Hastanede gerçekten acı sonla karşılaşmıştık.
Bu sefer de kendisi aynı durağa geldi, işte... Kaçış yok. Hepimiz bir gün o son durağa geleceğiz. Sıranın kimde olduğu bilinmiyor. O da bilmiyordu arkadaş grubumuzdaki sonraki sıranın kendisinde olduğunu.
O, her zaman çevresine örnek oldu, örnek yaşadı.
Arkadaşlığı örnekti, dostluğu örnek.
Mesleğinde ticareti örnekti, komşuluğu örnek.
Aile yaşantısıyla örnek, baba olarak örnekti...


İnsandı, İNSAN…
Onu uğurlamaya gelenlerin gözlerinden gerçek bir dostu kaybetmenin acısı okunuyordu.
Hoca helallik istediğinde aklıma gelmişti. Biz ona hakkımızı helal etmiştik, ama onun bizdeki haklarını nasıl helalleşeceğimizi bilemiyordum...
Ben düşündüm de, sanırım bizlere örnek olduğu gibi yaşarsak, davranırsak ancak, belki bizde kalan haklarını helal edecek, yerinde rahat yatacaktır.
Yaşarken yaptığı örnekliği giderken de yaptı, sanırım. Çekmedi, çektirmedi. Kimseye muhtaç olmadan sessizce çekti, gitti. Ölümün en güzeli bu olsa gerek. Gülerek gitti, gülerek...
Onun dostluğunu, insanlığını hep hatırlayacağım. Yokluğuna alışmak zor olacak, ama...
Farkındayım ki, bizden geriye kalanlar sadece yaptıklarımız, ürettiklerimiz, dediklerimiz, sevgimiz, saygımız. Gerisi hikaye. Yediklerimiz çıktı gitti, dediklerimiz hep hatırlanacak... Yüreklere ne yazdırdıysak o kadar hatırlanacağız. Tıpkı O’nun gibi... İnsanca…
Sevgiyle, Saygıyla...



Mail olarak Göner
Yazdır
Kaydet
 
24 10 2008 - 11 : 26 | 183 Kişi Okudu | Yorum var

YORUMLAR

Bu makaleye ait yorum bulunmaktadır.
Yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.
Üye olmak için BURAYA
Giriş yapmak için BURAYA Tıklayın.



İLETİŞİM | HAKKIMIZDA
© COPYRIGHT 2008 - Örnekinsan.biz